Geçici teminat bedeli ne kadar? Sayılara mı bakmalı, yoksa toplumsal etkisine mi?
Bazı konular vardır ki onları sadece rakamlarla anlatmak yetmez. Geçici teminat bedeli de tam öyle. Kimi için soğuk bir matematik hesabı, kimi için ise adalet ve eşitlik meselesi. Ben de bu yazıda sadece “kaç TL” olduğunu değil, bu bedelin ardındaki farklı düşünce tarzlarını, erkeklerin veri odaklı bakışını ve kadınların toplumsal etkilerle şekillenen sezgisel yaklaşımını yan yana koyarak tartışmak istiyorum. Çünkü bazı gerçekler yalnızca sayılara, bazılarıysa vicdanlara sığmaz.
Peki bu “küçük” görünen yüzde gerçekten ne kadar anlamlı? Sadece ekonomik bir detay mı, yoksa fırsat eşitliğini şekillendiren bir mekanizma mı?
Geçici teminat bedeli: Yüzde 3’lük bir detay mı, stratejik bir eşik mi?
Çoğu kamu ihalesinde geçici teminat bedeli ihale bedelinin %3’ü civarındadır. Örneğin 10 milyon TL’lik bir projede yaklaşık 300 bin TL demektir. İş bitince iade edilir; yani bir “kayıp” değildir. Ancak unutmayalım: O para teklif süresince bağlı kalır. Özellikle küçük işletmeler için bu, başka bir işe yatırım yapamayacağı anlamına gelir.
Hadi şimdi bu konuyu iki farklı pencereden, erkeklerin analitik gözlüğüyle ve kadınların toplumsal hassasiyetleriyle inceleyelim.
Erkek bakışı: Sayılar, riskler ve strateji
Rakamlarla konuşan bir güvence
Erkeklerin bakış açısında geçici teminat, tamamen risk yönetimi aracıdır. %3’lük oran, ihalenin iptali veya teklif geri çekilmesi gibi durumlara karşı objektif bir sigorta görevi görür. Hesap basit:
– Yüklenici işi alamazsa teminat iade edilir.
– Teklifinden cayarsa teminat irat kaydedilir.
Bu matematik, piyasa disiplinini sağlar. Yani amaç “küçük işletmeyi zor durumda bırakmak” değil, ciddiyetsiz teklifleri önlemektir.
Fırsat maliyeti ve finansal planlama
Analitik düşüncede asıl mesele teminatın maliyetidir. O 300 bin TL’yi banka faizinde değerlendirebilirdiniz; yıllık %40 faiz ortamında bu ciddi bir fırsat maliyetidir. Bu nedenle bazı şirketler teklif sayısını teminat limitlerine göre planlar.
Soru: “Bu oranı biraz daha aşağı çeksek, daha fazla firma katılır ve rekabet artar mıydı?”
Erkek bakış açısı bu soruya genellikle “Evet, ama risk de artar” diye yanıt verir. Yani odak noktası, dengeli rekabet ile kontrol arasında optimumu bulmaktır.
Kadın bakışı: Erişim, adalet ve toplumsal etki
Yüzdeler eşit ama sonuçlar değil
Kadınların perspektifinde mesele yalnızca %3 değildir; o %3’ün kimin için ne anlama geldiğidir. Büyük sermayeli şirketler için küçük bir nakit akışı meselesi olabilir, ancak kadın girişimciler ya da küçük ölçekli işletmeler için büyük bir eşiktir.
Soru: “Aynı oranın farklı ölçeklerde farklı sonuçlar doğurduğu bir sistem gerçekten adil mi?”
Ekonomik katılım ve toplumsal cinsiyet etkisi
Türkiye’de kadın girişimcilerin oranı hâlâ düşük. Geçici teminat gibi likiditeyi kilitleyen uygulamalar, bu tabloyu daha da zorlaştırıyor. Kadın bakış açısında mesele sadece para değil; ekonomiye dahil olma hakkı.
Birçok kadın girişimci için teminatı karşılamak banka teminat mektubu almakla sınırlı değil; kişisel mal varlığını ipotek ettirmek, aile içi onay almak gibi sosyal engeller de devreye giriyor.
Soru: “Eşit oranlı teminat, eşit fırsat anlamına gelir mi? Yoksa bu, güçlü olanı daha da güçlendiren görünmez bir bariyer mi?”
Orta yol mümkün mü? Farklı yaklaşımları denemek
Risk bazlı teminat sistemi
Her ihaleye tek oran uygulamak yerine, isteklinin geçmiş performansı, büyüklüğü ve sektörü dikkate alınabilir. Örneğin:
– Yeni girişimcilere veya KOBİ’lere %1-2 gibi indirimli oranlar.
– Önceki işlerini başarıyla tamamlayanlara teminat muafiyeti.
Kefalet sigortası ve alternatif araçlar
Banka teminatı dışında kefalet sigortasının yaygınlaşması, özellikle küçük işletmelerin katılımını artırabilir. Bu, hem rekabeti hem de fırsat eşitliğini güçlendirir.
Sonuç: Rakamlar doğru ama hikâye eksik
Geçici teminat bedeli teknik olarak küçük, sistem açısından ise devasa bir meseledir. Erkeklerin veri odaklı yaklaşımı bize risk yönetiminin ne kadar önemli olduğunu gösterirken, kadınların toplumsal perspektifi bunun kimleri dışarıda bıraktığını hatırlatır.
Belki de asıl çözüm, bu iki bakışı birleştirmekte yatıyor: Hem finansal disiplini koruyup hem de erişim bariyerlerini kaldırmak. Çünkü kamu ihaleleri sadece “teklif veren şirketlerin” değil, toplumun tamamının geleceğini şekillendirir.
Soru: “Geçici teminat bedelini sadece bir oran olarak görmeye devam mı edeceğiz, yoksa fırsat eşitliğinin anahtarı olarak yeniden mi tasarlayacağız?”