İçeriğe geç

Afakını ne anlama gelir ?

Kayseri’de Başlayan Sessiz Bir Gün

Bugün Bizimmotokurye sayfasında “Afakını ne anlama gelir” üzerine hazırladığımız içeriği sizlerle buluşturuyoruz.

Kayseri’nin sabahları hep aynı gibi başlar ama aslında hiçbiri birbirine benzemez. Bunu en çok ben bilirim; çünkü 25 yaşında, yalnızlığıyla barışmaya çalışan, defterlerini eskiten biriyim. Her gün aynı sokaktan yürürken bile içimde başka bir hikâye taşırım. O sabah da öyleydi.

Pencerenin perdesini araladığımda soğuk cam yüzüme hafifçe dokundu. Şehrin üzerindeki gri örtü, içimdeki düşüncelere çok benziyordu. Kahvemi alıp masaya oturdum. Defterim açıktı ama kalem elimde bekliyordu. Yazmak istiyordum ama ne yazacağımı bilmiyordum. İçimde bir şey sürekli kıpırdıyordu; adı yoktu ama ağırlığı vardı.

O an aklıma lise yıllarında duyduğum bir kelime geldi: “Afak.”

Afakını ne anlama gelir? İçimdeki İlk Sorgu

“Afakını ne anlama gelir?” diye kendi kendime sordum. Sanki kelimeyi ilk kez duyuyormuşum gibi. Oysa yıllar önce bir şiirde karşıma çıkmıştı. O zamanlar sadece güzel bir kelime gibi gelmişti. Şimdi ise bambaşka bir şeydi; içimdeki boşluğun tam ortasına düşen bir taş gibi.

Afak, ufuklar demekti. Görüşün bittiği ama hayalin başladığı yer. Peki “afakını” neydi? İnsan kendi ufkuna mı bakardı, yoksa kendi ufkunu mu büyütürdü?

Bilmiyordum.

Ama o sabah şunu hissettim: Ben kendi afakımın içinde sıkışmıştım. Sanki hayatımın sınırları görünmez bir çizgiyle çizilmişti ve ben o çizginin dışına bakmayı unutmuş gibiydim.

Kalemi elime aldım ama yazmadım. Çünkü bazen yazmak, düşünmekten daha ağır geliyor.

Eski Bir Tren Yolculuğu ve İçimde Kalan Ses

Bu kelimeyi hatırlamamın bir sebebi vardı. Birkaç gün önce annemin eski eşyalarını karıştırırken, lise yıllarıma ait bir defter bulmuştum. İçinde yarım kalmış şiirler, karalanmış cümleler ve hiç gönderilmemiş mektuplar vardı.

Bir sayfanın köşesinde tek bir cümle yazıyordu:

“Afakını büyütmeden yaşamak, nefes alıp vermekten ibaret.”

O cümleyi ben yazmıştım ama ne zaman yazdığımı hatırlamıyordum.

Sonra birden kendimi yıllar önceki bir tren yolculuğunda buldum. Pencereden dışarı bakarken hızlıca geçen tarlalar, uzak dağlar ve gökyüzünün sonsuzluğu… O an içimde bir şey kırılmıştı. Ama o kırılmanın ne olduğunu anlamam yıllarımı almıştı.

O yolculukta ilk kez “daha fazlası” diye bir şey hissetmiştim. Sadece şehirden değil, kendimden de kaçmak istemiştim.

O gün fark etmediğim şey: ufkumun aslında içimde daraldığıydı

Şimdi geriye dönüp baktığımda anlıyorum. Afak, sadece gökyüzüne bakmak değilmiş. İnsan kendi içini genişletemediğinde, dış dünya ne kadar büyük olursa olsun dar kalıyormuş.

O tren yolculuğunda gördüğüm manzara aslında beni büyütmemişti. Sadece içimde var olan eksikliği daha görünür hale getirmişti.

Kayseri Sokaklarında Düşünmek

Öğleden sonra dışarı çıktım. Kayseri’nin sokakları her zamanki gibi sakin ama kararlıydı. İnsanlar hızlı yürüyordu, kimse kimseye bakmıyordu. Sanki herkes kendi afakının içinde kaybolmuştu.

Bir çay ocağında oturdum. Buhar, bardaktan yavaşça yükseliyordu. O an çevremdeki sesler azaldı, içimdeki düşünceler çoğaldı.

“Afakını ne anlama gelir?” sorusu zihnimde tekrar tekrar dönüyordu.

Bu kez daha farklı düşünmeye başladım. Belki de afak, sadece uzaklık değildi. Belki de insanın kendine koyduğu sınırdı. Belki de her gün aynı şeyleri yaparken fark etmeden küçülttüğü bir dünyaydı.

Yan masada iki kişi geleceği konuşuyordu. Biri yurt dışına gitmekten bahsediyor, diğeri burada kalmanın güvenliğinden. O an fark ettim ki herkes kendi ufkunu seçiyordu. Ama kimse bunun farkında değildi.

Ben ise sadece dinliyordum.

Ve içimden bir şey yükseliyordu: kıskançlık değil, hayranlık değil… daha çok bir eksiklik hissi.

Gece ve Defterin Sessizliği

Gece olduğunda tekrar masama oturdum. Şehir ışıkları penceremden içeri süzülüyordu. Defterimi açtım ve uzun süre boş sayfaya baktım.

Sonra yazmaya başladım.

“Afakını ne anlama gelir?”

Bu soruyu bir başlık gibi değil, bir yara gibi yazdım. Çünkü artık biliyordum; bu bir kelime sorusu değildi. Bu bir hayat sorusuydu.

Kendime dürüst oldum o gece. Hayatımın bazı yerlerinde hep aynı yerde döndüğümü fark ettim. Aynı hatalar, aynı korkular, aynı ertelenmiş kararlar…

Belki de afakım, benim cesaretimle sınırlıydı.

Kalemi bastırdıkça içimde bir şey açılıyordu. Sanki uzun zamandır kilitli bir kapı yavaşça aralanıyordu.

Bir Arkadaşın Cümlesi ve Kırılma Anı

Ertesi gün eski bir arkadaşım aradı. Uzun zamandır görüşmemiştik. Sesi her zamanki gibiydi ama içinde bir değişim vardı.

“Ben gidiyorum,” dedi.

Nereye gittiğini sormadım önce. Sadece sustum.

“Almanya’ya. Yeni bir hayat kuracağım.”

O an içimde bir şey sıkıştı. Ama bu kıskançlık değildi. Daha çok, geç kalmışlık hissiydi.

Telefonu kapattıktan sonra uzun süre duvara baktım. Sanki duvar bile benden daha cesurdu.

O an tekrar sordum:

“Afakını ne anlama gelir gerçekten?”

Ve bu kez cevap daha netti: İnsan kendi ufkunu genişletmediği sürece, başkasının gittiği yer sadece uzak bir hikâye olurdu.

Yürüyüş ve Kendimle Yüzleşme

Akşamüstü yürüyüşe çıktım. Hava serindi. Kayseri’nin rüzgârı yüzüme çarptıkça zihnim biraz daha açılıyordu.

Bir parkta durdum. Çocuklar oynuyordu. Onların dünyasında afak diye bir şey yoktu. Onlar sadece koşuyordu, düşüyordu, gülüyordu.

Keşke dedim, insan büyürken bazı şeyleri kaybetmek zorunda olmasaydı.

Ama sonra şunu düşündüm: Belki de kaybettiklerim, bana kendi afakımı hatırlatmak için vardı.

O an içimde küçük bir umut doğdu. Çok büyük değildi ama gerçekti.

Afakımı Yeniden Kurmak

Eve döndüğümde defterimi tekrar açtım. Bu kez soru sormadım. Yazdım.

“Afakını ne anlama gelir?”

Bu kez cevabı aramıyordum. Cevabın kendisi olmaya çalışıyordum.

Afak, artık benim için sadece bir kelime değildi. Uzaklık, hayal, sınır ve cesaretin karışımıydı. Ama en çok da şuydu: insanın kendine söylediği en dürüst cümle.

Kendi hayatımı düşündüm. Kaç kez ertelediğimi, kaç kez korktuğumu, kaç kez “sonra” dediğimi…

Belki de afakımı küçülten şey hayat değil, bendim.

Ama bu düşünce bile acıtmıyordu artık. Çünkü fark etmek, değişimin ilk adımıydı.

Son Sessizlik ve İçimde Açılan Kapı

Gece ilerlerken dışarıdan sesler azaldı. Kayseri uykuya hazırlanıyordu. Ben ise ilk kez uyanıktım.

Defteri kapatmadım.

Sadece baktım.

İçimde uzun zamandır ilk kez net bir his vardı: değişim hemen başlamasa bile, artık kaçınılmazdı.

Ve o an anladım ki insan kendi afakını ancak kendine dürüst olduğunda görür.

Camdan dışarı baktım. Gökyüzü karanlıktı ama sonsuzdu.

Belki de hep öyleydi.

Ben sadece ilk kez gerçekten bakıyordum.

Bu içeriğimizin sonuna geldik. Bizimmotokurye olarak “Afakını ne anlama gelir” hakkındaki sorularınızı yorumlarda paylaşabilirsiniz.

Önerdiğimiz İçerik: Adıyaman'ın nüfusu kaç ?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
https://aldwebpro.com https://gentesltd.com.tr https://takidizayn.com.tr Sitemap
betci